Ali Ulvi Kurucu

Ali Ulvi Kurucu

Ali Ulvi Kurucu

1922 yılında Konya’da doğan Ali Ulvi Kurucu, Hacı Veyiszade İbrahim Efendi’nin oğludur. Dedesi Veyis Efendi ve amcası Hacı Veyiszade Mustafa Efendi, “ilim evi” olarak bilinen ve dinî ilimlere hizmetleriyle meşhur bir aileye mensuptur.

İlk, orta tahsilini ve hafızlığını Konya’da tamamladıktan sonra dini tahsil için ailece Medine’ye hicret ettiler. Yükseköğrenimini Kahire’de el- Ezher’de yaptı. Eğitimi süresince eski Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mehmed İhsan Efendi ve Zahid Kevseri gibi tanınmış kişilerin yakın çevresinde bulundu, onlardan ders aldı, sohbetlerinden yararlandı.

Ali Ulvi Kurucu‘nun şiire ilgisi burada başladı ve ilk şiirlerini burada yazdı. Tahsili sonrası Mescid-i Nebevi’ye bitişik “Mahmudiye” ve hemen karşısında bulunan “Şeyhülislam Arif Hikmet Bey” kütüphanelerinde müdürlük yaptı ve 1985 yılına kadar önemli hizmetlerinde bulundu.

Geride sayısız eser ve bereketli bir ömür bırakan Ali Ulvi Kurucu’nun yazdığı naatler, şiirler dilden dile, gönülden gönüle intikal etti ve bazı şiirleri de bestelendi. 3 Şubat 2002’de vefatı üzerine Cennetü’l- Baki’ye defnedildi.

Allah’ı Nasıl Tanırız?

Yüce Allah’ın isim ve sıfatlarını öğrenirken hiçbir zaman hatırdan uzak tutmamamız gereken bir husus vardır: O’nun eserleri nasıl bizim eserlerimize benzemezse sıfatları da bizimkilere benzemez.

Hatta O’nun sıfatları, akla gelebilecek her türlü eksiklikten, kusurdan, âcizlikten, çirkinlikten uzak olduğu gibi, bizim kusursuzluk ve yücelik olarak tasavvur edebileceğimiz şeylerden de sonsuz derecede yücedir. Çünkü bizim tasavvurlarımız, kâinatta gördüğümüz ve bildiğimiz varlık ve olaylarla sınırlıdır.

Hâlbuki kâinatın tamamı, O’nun bir “Ol!” emriyle yarattığı mahlûkatından ibarettir. Yaratılan ise kendisini yaratana bir ölçek olamaz. İşte bu sebeptendir ki, Kur’an, bir yandan “Allah, her şeyi işitir, her şeyi görür.” gibi ifadelerinde bizim bildiğimiz “görme, işitme” gibi kavramların yardımıyla bize Âlemlerin Rabbini tanıtırken bir yandan da: “O’na benzer hiçbir şey yoktur.” buyurur.
Böylelikle, O’nun ne görmesinin ne işitmesinin ne de daha başka fiil ve sıfatlarının bizim işlerimizle ve sıfatlarımızla mukayese edilemeyeceğini anlatır.

sohbet | türkiye sohbet | sohbet